Yürümek Üzerine
Yürümek, insanlığın en eski ve en saf eylemidir. Bir adım atarsınız, yerçekimiyle dans edersiniz, düşmeden ileri gidersiniz. Bu basit eylem, filozofları yüzyıllardır meşgul etmiştir.
Filozofların Yürüyüşü
Aristoteles öğrencileriyle yürüyerek ders verirdi; bu yüzden okuluna “Peripatetik” yani “yürüyenler” denirdi. Nietzsche, en iyi fikirlerinin yürürken geldiğini söylerdi. Thoreau ise “Yürüyüş” adlı denemesinde, gerçek yürüyüşün bir amaca yönelik olmadığını, yürümenin kendisinin amaç olduğunu savunurdu.
Kant her gün saat tam beşte yürüyüşe çıkardı, o kadar düzenli ki, Königsberg sakinleri saatlerini ona göre ayarlardı. Ama Kant şehirden hiç çıkmadı. Bir ömür boyunca aynı sokakları yürüdü. Bu da başka bir yürüme felsefesidir: derinliğine yürümek, genişliğine değil.
Şehirde Yürümek
Baudelaire, modern şehirde amaçsızca dolaşan gözlemciyi “flâneur” olarak adlandırmıştı. Flâneur, şehrin sokaklarında bir kitap gibi okur hayatı. Vitrinlere bakar, insanları gözlemler, kalabalığın içinde kaybolur ve bu kaybolmanın tadını çıkarır.
“Solvitur ambulando — Yürüyerek çözülür.” Bu Latince deyiş, hem fiziksel hem metaforik bir gerçeği ifade eder. Bir sorunla karşılaştığınızda yürüyüşe çıkın; çözüm genellikle yolda bulur sizi.
Bugün bir yere yürüyerek gidin. Telefonu cebinizde bırakın. Etrafınıza bakın, havayı koklayın, adımlarınızın sesini dinleyin. Belki hiçbir şey olmaz. Belki her şey olur.


