Yağmurdan Sonra
Yağmur durduğunda saat dördü geçiyordu. Ayşe camdan baktı: sokak ıslak, ağaçlar temiz, gökyüzünde gökkuşağının soluk bir izi. Tam dışarı çıkmaya karar verdiğinde, kapı çaldı.
Kapıyı açtığında, karşısında küçük bir kız duruyordu. Altı ya da yedi yaşlarında, sarı saçlı, yüzü çilli. Elinde plastik bir kova vardı, içi balçıkla doluydu.
“Solucan topluyorum,” dedi kız ciddiyetle. “Yağmurdan sonra çıkıyorlar.”
“Neden solucan topluyorsun?” diye sordu Ayşe.
“Kurtarmak için. Güneş çıkınca kuruyorlar kaldırımda. Ben onları toprağa geri koyuyorum.”
Ayşe bir an duraksadı. Kırk iki yaşındaydı, avukattı, boşanma davasının ortasındaydı, ev sahibi kirayı artırmıştı, annesi hastanedeydi. Ve karşısında, yağmurdan sonra solucanları kurtaran bir çocuk duruyordu.
“Yardım ister misin?” dedi Ayşe, kendini şaşırtarak.
Kızın yüzü aydınlandı. “Evet! Ama dikkatli ol, kırılganlar.”
İki saat boyunca, bir avukat ve bir çocuk, Caddebostan sokaklarında solucan topladı. Kova doldu, boşaltıldı, tekrar doldu. Ayşe nin dizleri ağrıdı, elleri kirlenmi, pantolonu çamurlanmıştı.
Eve döndüğünde aynaya baktı: çamurlu, yorgun, dağınık. Ama aynada gördüğü kadın, sabahki kadından farklıydı. Gülümsüyordu.
O gece telefonuna bir not yazdı: “Bazen en büyük davalar, en küçük canlılar içindir.”


