4 Haziran 2026, Perşembe
Öykü

Balıkçı ve Deniz

11 Nisan 2026 0 Yorum

Hasan Reis elli yıldır balığa çıkıyordu. Her sabah, güneş doğmadan, teknesini denize indirirdi. Teknesi eski ve yorgundu, tıpkı kendisi gibi. Ama ikisi de denizi seviyordu, bu yeterliydi.

O sabah deniz farklıydı. Sakin, çok sakindi. Dalgalar bile nefesini tutmuş gibiydi. Hasan Reis oltasını attı ve bekledi. Bir saat geçti, iki saat geçti. Hiçbir şey olmadı.

“Bugün balıklar da benim gibi yorgun galiba,” diye mırıldandı.

Tam dönmeye karar verdiğinde, olta gerildi. Ama bu sıradan bir balık değildi. İp öyle bir çekildi ki, Hasan Reis neredeyse denize düşüyordu. Dakikalarca mücadele etti. Kolları ağrıdı, elleri yandı. Sonunda, suyun yüzeyine çıkan şeyi gördüğünde, nefesi kesildi.

Bir balık değildi. Eski bir sandıktı, ipe dolanmış. Sandığı tekneye çekti, zorla açtı. İçinde deniz suyuyla ıslanmış mektuplar vardı. Düzinelerce mektup, farklı el yazılarıyla, farklı dillerde.

Bir tanesi okunabilir durumdaydı, Türkçeydi:

“Denize bir sandık bırakıyorum. İçinde söyleyemediğim her şey var. Belki bir gün birisi bulur ve anlar. Belki de kimse bulamaz ve deniz saklar sırlarımı sonsuza dek. Her iki durumda da huzurluyum. — İsimsiz, 1978”

Hasan Reis o gün balık tutamadı. Ama eve dönerken, elli yılda hiç hissetmediği kadar zengin hissediyordu.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir