Son Mektup
Mektup masanın üzerinde duruyordu. Sararmış bir zarf, üzerinde titrek bir el yazısı. Adres bölümüne sadece bir isim yazılmıştı: “Sevgilim.”
Elif zarfı eline aldığında, kalbi hızlandı. Bu el yazısını tanıyordu. Yıllardır görmemişti ama bir ömür geçse de tanırdı. Dedesinin el yazısıydı bu — üç yıl önce kaybettiği dedesinin.
“Bu mektup nereden çıktı?” diye sordu annesine.
“Evin çatısını onarırken buldular. Bir kutu vardı, kirişlerin arasına sıkıştırılmış. İçinde birkaç mektup var. Bu sana yazılmış.”
Elif zarfı dikkatle açtı. İçinden iki sayfa çıktı, aynı titrek yazıyla doldurulmuş:
Canım torunum Elif,
Bu mektubu sana veremeyeceğimi biliyorum. Belki bir gün birisi bulur ve sana ulaştırır. Belki de kimse bulamaz ve bu satırlar çatının karanlığında kaybolur gider. Ama ben yine de yazmalıyım.
Sana söylemek isteyip de söyleyemediğim şeyler var…
Elif’in gözlerinden sessiz yaşlar süzüldü. Mektubu göğsüne bastırdı. Dışarıda rüzgâr esiyordu, ağaçların yaprakları hışırdıyordu. Ve Elif, dedesinin sesini duyar gibi oldu — tıpkı çocukluğunda, ona masal anlatırken olduğu gibi.
Bazı mektuplar geç ulaşır. Ama önemli olan ulaşmasıdır.


